A kişisi, uzun bir süre iş aradıktan sonra aynı gün iki tane işten aynı anda kabul ediliyor. Bir tanesinin şartları kabul edildiği diğer işe göre daha iyi olduğu için tereddüt dahi etmeden kafasında daha iyi olarak konumladığı işe yöneliyor. Bir gün, iki gün ve üç gün derken bir de bakıyor ki iş yerinin sahibi kendisini profesyonellik dışında kalan bir kaç iltifatta bulunuyor. A kişisi, sinir kübüne dönüyor ve adama ağzının payını vererek işten ayrılıyor. Derken, bir başka işe başvuruyor ve aynı gün kabul ediliyor. Bu gelişmenin verdiği rahatlıkla yakın bir arkadaşına başından geçenleri anlatıyor. Olayı öğrenen bu yakın arkadaş da A kadar sinirleniyor ve bu tatsız olayı çok sevdiği teyzesine anlatıyor. A'nın arkadaşının teyzesi ise A'nın yepyeni bir iş bulması için olayı öğrendiği gün aracı oluyor. Derken A, aklından hiç olmayan ama dahil olmaktan mutlu olduğu bir işe başlıyor.
Şimdi soruyorum bu örnek vakada nedenler mi sonucu doğurdu, yoksa sonuç mu nedenleri?
Kaderci bir yaklaşımmış gibi arasında bağlantı olan olaylara metafiziksel bir anlam atfediyormuşum gibi gelse de, yine de nedenlerin salt bilimsel bir tonla gelip sonuçlar inşa ettiğine inanmak çok da kolay değil. Ne de olsa hayatın bir akış yönü var ve biz detaylarla boğuşurken hayatta da bizi makro düzeyde bir yöne götürüyor. Belki hangi durakta duracağımızı, nerede mola verip nerede hızlanacağımızı biz seçiyoruz ama nihayetinde bir rüzgara bir de akıntıya karşı gelemiyoruz.
Peki, bundan şikayetçi miyiz? Rüzgarın yönü kısa vadede çıkarlarımıza, menfaat ve refahımıza hizmet etmediğinde şikayetçi olup varoluşçu bir felsefeyle mutlak gücü kendimizde toplamak istesek de, uzun vadede pek de şikayetimiz olmadığı söylenebilir.
Söylenebilir değil mi?:)

