29 Haziran 2010 Salı

‘Zincirleme aşk kazası’nda ‘1’i kadın 2 ölü’ ve çok sayıda yaralı

Bu gerçek bir haber olabilirdi ama sadece geçtiğimiz hafta sık kullanılan deyimle ‘milyonları ekrana kilitleyen’ Aşk-ı Memnu başka bir deyişle Seks-i Memnu’nun tek cümlelik özeti…

Uzun bir süredir “Sonunda ne olacak?” tartışmalarının bile bir hayli ilgi gördüğü dizinin sonunda tam da beklenen oldu ve yasak aşkın kadın karakteri yaşadığı travmaya dayanamayıp intihar etti.

1925’te yazılmış bir aşk romanından popüler bir aşk hikâyesi yaratmanın başlı başına bir problematik olduğu başından beri aşikârdı. Amma ve lakin dizinin detaylarında yapılan günümüze uyarlama çabasının, dizinin sonunda görülmemesi çok daha büyük bir sorun teşkil ediyor.

Dizide Aşk-ı Memnu’nun orijinaline sadık kalınması, isteyerek ya da istemeyerek kadını yasak aşkın ve hatta tutkulu aşkın günah keçisi ve suçluluktan muzdarip olması gerekeni haline getirdi.

Aşk, seks, ihanet gibi sıkça bir arada kullanılan temaların sonunda “kadınların tarumar olması ve erkeklerin acılı ama mağrur bir şekilde yoluna devam etmesi” klişesinin yeniden ve yeniden üretilmesi kanaatimce son derece sakıncalı.

Yakın bir zamana kadar ‘1’i kadın 3 kişi’ gibi tabirlerin kullanıldığı bir haber kültürünün hedef kitlesi olan bizlerin, kadına yönelik bu ayrımcı şiddeti daha da körükleyen ve kadınları; ihanetin, etikten yoksunluğun ve çarpıklığın günah keçisi haline getiren söylemlere bir dur demesi gerekmez mi?

Özellikle de dizi karakteri olan Bihter için Facebook’ta gruplar açıp cenaze düzenleyecek kadar dizilerin gerçekle karıştırıldığı bir atmosferde yapılması gereken zaaflardan ve ezbere bilinenlerden yararlanmaktan çok topluma yeni bir bakış açısı katmak olmalı.

Tabii, medyanın kar amaçlı olduğunu düşünürsek bütün bunları düşünmemek daha sağlıklı bile olabilir. Ne de olsa teorinin aksine, medyanın misyon ve vizyonu daha çok görünür olmak ve daha çok görünür olmaktan ibaret.

Hal böyle olunca da Bihter’in ölmesi de; yurdum insanının ölen karaktere cenaze düzenlemesi de dizi karakterlerinin dünyada olup biten bütün önemli olayları ezip geçmesinin de bir anlamı olduğu söylenebilir.

Yine de dizilerin; pişman aşığın, sevgilisi kendini öldürdükten sonra pişmanlık duyup ağlamasından, aldatılan kocanın ihanet eden için yas tutmaktan çok aileyi yeniden toparlamasından ve dizilerdeki tüm tutkudan nasibini alan kadınların bir anda dağılması gibi aleni bir ‘ilahi’ cezaya çarptırılmasından daha derin bir psikanalize sahip olması gerektiğine inanıyorum…

Bu yazı için bana esin kaynağı olan Erkansaka.net’teki yazıma da bakabilirsiniz:


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder