Eğer “flört şiddeti” yerine Türkiye’de ve hatta dünyadaki kadına yönelik sözlü, ekonomik ve hatta fiziksel şiddeti tartışalım diyenlerdenseniz, şimdiye kadar tartışmadığınız kabahat. Şiddetin bütün formlarını yeniden ve yeniden tartışmak ve hatta her bir türüne çözüm bulmak umudum bir yana size yeni keşfettiğim bir şiddet türünü tanıtmak istiyorum (pazarlama ifadesiyle): İşte karşınızda “flört şiddeti”
Cinsellikle dönen dünyamızın cinsellikle yatıp cinsellikle kalkan insanları şu sıralar birbirlerine flört şiddeti uygulamakla meşguller. Ne demek flört şiddeti? Bir tarafın diğerine kendisiyle potansiyel olarak flört edecekmiş gibi davranması ve karşı taraf kendisine olumlu bir tavır takınmasa hatta durumdan rahatsız olsa bile flörtçü tavrında karşı tarafa baskı uygulayacak biçimde ısrarcı olmak.
Biraz uzun bir tanım, örneği ise kesinlikle çok daha kolay özetleyici! Y erkeği, x dişini beğeniyor. Ama X dişisinin beğenilmekle ego arasında kurduğu ilişki bir hayli zayıf. Yani kendisini pohpohlayan erkeklerle muhatap olmak istemiyor ve aşkın yegâneliğine inanıyor. X kaçtıkça Y daha ‘esprili’ ( buna sulu ve saygısız demek daha doğru) biçimde X’i ikna etme çabası sarf ediyor. Ve işin acılı kısmı bunu oyunun parçası sanıyor. Ve karşı taraf, kendisine karşı bir şey hissetmediğini söylese bile, karşısındakine ‘hızlı kaçan fare’ muamelesi yapıyor.
Bu tuhaf durumun altında iki neden olduğunu düşünüyorum: Birincisi popüler aşk oyunları insanların içine işlemiş olabilir ve birinin birini reddetmesi bile tarafların içine hapsoldukları oyundan kurtulmaları için yeterli bir sebep olmaktan çıkmış durumda. İkincisi ise daha da tuhaf bir biçimde kadınların cinsel ve sözlü istismardan hoşlandığı yanılgısı-ki buna yanılgı demek, bu saçma saplantıyı ifade etmeye yetmez.-
Aslında nedeninin hangisi olduğundan öte, özellikle genç kadınların içine hapsedildikleri prototipler hakikaten kadınlar açısından inanılmaz yorucu süreçlere yol açıyor. Kadınlar kendileriyle ilgili bir şeyi gerçekten karşı tarafa ifade edebilmek için önce karşı tarafın hakkında kapılacağı bütün ön yargıları silmek yükümlülüğü ile karşı karşıya. Halbuki, iletişim ne kadar iletişim geçmişlerini ve algının biricikliği gibi etkenleri kapsasa da kimsenin karşısındakilerin ezberini bozmak için didinmesiyse hiç adaletli değil. Özellikle de ön kabuller tamamen sosyal mitlere dayalı olduğunda!
Nereye gelmeye çalışıyorum? Bu soruyu soranlar için hemen cevabımı vereyim. Geldim de geçiyorum bile. Ama kadınlara dair toplumsal ezberler ve etkileri bir türlü geçmek bilmiyor. Biraz daha mı açık konuşsak? Hani şu “erkekler detaylara kadınlar kadar hakim değil ve karmaşadan hoşlanmaz” gibi popüler ve sonuçlarından bir türlü emin olamadığım araştırmaların sonuçlarına eyvallah deyip anlamayanlar için bir daha sadeleştireyim:
“Ey insanlar! Kadınlar, her dakika oyun oynamaya hazır çocuklar gibi kur yapmak, çoklu ilişkiler kurmak ve duruma ayak uydurmak için programlanmış varlıklar değil. Lütfen ısrarcı bir şekilde kur yapıp, kadınları anlar gibi yapıp ezberleri kafanızda döndürmeyiniz. Kadın erkek, genç ya da yaşlı olmaktan öte her bireyin bir üst kimliği var. İnsanlar yalnızca iki farklı türden oluşsa ve her şey cinsiyet üzerinden açıklığa kavuşsaydı kimse hala hayatı çözmekle uğraşmazdı.”


yazini okumayi bitirdigimde resmen tikali soluk borumu birisi acmis ve nefes almami saglamis gibi hissettim cancagizim. kafamdakini kelimelere doken birilerinin olmasi guzel!! (tembelligin de bu kadari!) :)
YanıtlaSil